Ahmet ALKAN
Dedegöl Dağı’nda Zirve

Daha önce kaleme aldığımız Melikler Yaylasında 1 Gün (https://www.ispartaokulu.com/melikler-yaylasinda-1-gun/) isimli yazımızda  “Bu sefer zirve yapamadık ama bir dahaki sefere daha hazırlıklı gelerek zirveye ulaşma umuduyla dönüş yoluna geçiyoruz” şeklindeki sözümüzle Dedegöl Dağı’nda zirve yapma umudumuzu ifade etmiştik. Bu yazımız Melikler Yaylasında 1 Gün yazımızın devamı şeklinde olacaktır. O yüzden “dağa nasıl ulaşılacak” veya “bu mekânda Dedegöl Dağı’ndan başka gezilecek nereler var” diye merak edenlerin öncelikle Melikler Yaylasında 1 Gün yazısını okumasını, sonra bu yazıya devam etmesini öneririm.

Evet.. Bugün sizlerle Dedegöl Dağı’na bir yolculuk yapacağız. Yolculuk demişken… Yolculuğa çıkmak biraz cesaret biraz da çılgınlık ister. Bizim Dedegöl Dağı’na çıkışımız da böyle… Planımız Melikler Yaylası’nda 2 gece kamp kurup imkân bulursak (yağış olmazsa, çocuklar hasta olmazsa vesaire) Dedegöl Dağı’nda zirve yapmaktı.  Bu niyetle 24 Haziran 2022 Cuma günü mesai sonrası ailecek yola koyulduk. Fakat yağmurun şiddetinden dolayı, evden çıkıp arabaya zor bindik. Mazgallar yağmur suları için yetersiz kalıyordu. Cesaret gerek dedik ya… Biz de bir cesaret çıktık yola. Melikler Yaylası’na varıp çadırlarımızı kurduk, kampın olmazsa olmazı bulgur pilavımızı pişirip yedik. Biz yemeğimizi yerken kara çaydanlıktaki çayımız da demini aldı. Gündüz yağan yağmurun ve Dedegöl Dağı’ndaki karların soğuğu bedenimizi hafif hafif titretirken, biz de sıcacık çayımızı yudumlamanın tadını çıkardık. Ardından kampların olmazsa olmazı kamp ateşimizin başında geceyi yarıladık.

25 Haziran Cumartesi, kahvaltı vesaire derken öğlen oluverdi. Sonrasında Melikler Yaylası’nın meşhur Çavuşu (Amcanın lakabı) 80 yaşındaki Mehmet Demir amca Paşa isimli kangalı ile yanımıza geldi ve 3 saat kadar bize hayat tecrübelerini anlattı. Her şeyin okul sıralarında öğrenilmeyeceğini, hatta birçok şeyin oralarda öğrenilemediğini bir kez daha idrak etmiş olduk. Mehmet Amca bize kendi yazdığı (ama sadece zihnine yazıyor, okuma yazması yok) şiirlerinden, bestelerinden armağan etti.

Melikler Yaylası’na yolu düşenlerin Mehmet Amca’yla görüşmesini öneririm. Zaten Dedegöl Dağı’na yol Mehmet Amca’nın kıl çadırının hemen yanından geçiyor. Mehmet Amca’nın bir dörtlüğü:

Dağlarda yazıldı fermanım benim

Doğa ile orman serüvenim benim

 Yaşıma göre kabrim kazılmış bekliyor beni

 Kazılan kabir evimdir benim

Derken yine akşam oldu ve biz gündüzden topladığımız mantarlarımızı kara tenceremizde pişirerek yemeğimizi yedik ve karanlıkta biraz yıldızları seyredip (söylenene göre Türkiye’de yıldızların en net izlenebildiği yermiş burası) sabah erkenden Dedegöl Dağı’na çıkmak üzere planımızı yapıp çadırlarımıza istirahate geçtik.

Evet… Yine sabah oldu ama bu sabah dünden çok farklı. Çünkü bugün yarım kalmış bir arzuyu gerçekleştireceğiz. Sabah saat (06.26.2022) 05.34’te sağımıza Mehmet Amca’nın kıl çadırını solumuza da akrabalarının kabristanlığını alarak Dedegöl Dağı tırmanış startımızı verdik.  Bir önceki çıkışımıza göre bugün dağ oldukça kalabalık olacağa benziyordu. Geceden tırmanışa geçenleri görebiliyorduk ufukta. Mehmet Amca’nın çadırını geçtikten sonra başlayan çam ormanlarının arasından 10 dakika kadar yürüdükten sonra bir düzlük karşıladı bizi. Düzlük yüzümüzü güldürse de birden yürüyüşün en zorlanılan etaplarından biri olan (birinci etap) yokuş gözümüze takılıyor. Z (zikzak) çizerek çıkılacak bu kısım hem dik yokuş olması hem de yolda bulunan küçük taşlar (çakıl) ve toprak yapısının gevşek olması nedeniyle yürüyüşü biraz zorlaştırıyor. Ama daha yürüyüşe yeni başlamamız nedeniyle enerjimizin yüksek oluşu bu etabı bir kısa soluklanma (3-4 dakika dinlenme)  ile çıkmamızı sağladı. Buradan sonra yürüyüşün ikinci etabı yer alıyor ki bu kısımda genellikle dağın sırt kısmından ilerleniyor. Daha çok muhkem taşların/kayaların üzerinden gidilmesi ve eğimin daha az olması nedeniyle bu kısmın tamamlanması, görece, birinci etaba göre daha kolay oldu.

Düzlük ve birinci etap
İkinci etabın sonlarına doğru

Sıra geldi 3. etaba.. En zorlu etaplardan birisi bu etaptı. Z yokuş diye tabir ettikleri bu kısım hem dik yokuş, hem birinci etaba göre daha uzun hem de bu kısımda hava daha soğuktu. Haziran sonu olmasına rağmen ellerimiz soğuktan sızlıyordu (Cumartesi günü dağa çıkmış olanlar mutlaka eldiven ile çıkın diye uyarmıştı ama yanımızda eldivenimiz yoktu.). Artık gece 03:00’te yola çıkan ekip dönüşe geçmişti. Biz ise hâlâ çıkış yolundaydık. Bu etapta dönüş yolundaki dağcıların “az kaldı”, “çoğunu tamamlamışsınız” gibi ifadeleri bizleri zirve konusunda motive ediyordu. Ayrıca iniş yolundaki dağcıların çıkanlara “iyi faaliyetler” demesi dikkatimi çeken bir ayrıntıydı. Muhtemelen dağcılık jargonu.. Çünkü birçok dağcıdan aynı ifadeyi duyduk.

Üçüncü etap ve zirveden dönenler

Bu etabı da daha kısa aralıklar ve kısa molalarla tamamlayarak aşağıdan bakınca görülen çukurluk kısma ulaştık. Buraya kadar daha önce çıkmış olmam nedeniyle bu kısımdan sonrası benim için daha heyecan vericiydi. Tırmanışa başladığımız andan üçüncü etabın sonuna kadar hep Melikler Yaylası ve Anamas Dağları’nın olduğu tarafı (yani tamamen Kuzey yönünü) görmüştük. Ama artık son etaptaydık ve arka tarafları (Güney yönünü) da görebilecektik.

Eveett.. Heyecanla beklenen son etaptayız. Bu bölüm çıkmakta en zorlandığımız kısımdı. Artık iyice yorulmuştuk ve zeminin iyi olmadığı dik bir patika yoldan ilerliyorduk. Dağa tırmananlarda en arkada biz vardık, sabah erken çıkanlar dönüş yolundaydı, bu durum bizim biraz motivasyonumuzu düşürüyordu. Ama dağın arka tarafını görebilecek olmak, dört bir yanı temaşa edebilecek olmak… İşte bu düşünceler bize güç veriyordu. Bu duygularla yürüyüşten yaklaşık 4 saat sonra, 09:30 civarı, zirveye ulaştık. Üç dağcı fotoğraf çekilip çaylarını yudumluyordu. Ama manzara muhteşemdi. Bir tarafta Eğirdir Gölü, diğer tarafta Anamas Dağları ve Beyşehir Gölü, diğer tarafta ise Tota Yaylası ve Antalya tarafındaki diğer dağlar. Aşağıdan yukarı doğru hızla gelip zirveyi kaplayan sisin muhteşem görüntüsü de bonus.  Her yer ayağının altında ve dört bir tarafı görebiliyorsun. Çok farklı bir duygu. İnsanın iç âlemine yolculuk yapabileceği bir manzara. İnsan aslında kâinatta bir zerre kadar bile olmadığını düşünürken bir anda büyüklenip, mağrurlandığı; küçük dağları ben yarattım edasıyla hareket ettiği zamanları hatırlıyor. Karmaşık duygular içerisinde bir müddet etrafı temaşa ettik. Ardından enerji toplamak adına bir şeyler atıştırıp anı defterine notumuzu düştük ve dönüş yoluna geçtik.

Zirveden Beyşehir Gölü’ne doğru bir bakış

Zirveden yürüyüşün başlangıç noktasına kuş bakışı (en aşağıdaki ormanın içinde kalan açıklık başlangıç)
Zirve ve ekip arkadaşları

Dönüş çıkıştan daha zor oldu.  Biraz yorgunluk vardı. Ama daha zorlayıcı olan yokuş aşağı inerken parmak (ayak parmağı) uçlarına binen yüktü. Ayak parmaklarımın acısından bazen geri geri bile yürüdüğüm anlar oldu. Fakat dönüş yolunda muhteşem bir manzara vardı. Çıkışta hep yukarı baktığımız için çıktığımız dağı görüyorduk. Çıkarken güneşin gözümüze vurması nedeniyle (doğumuzda kaldığı için) Beyşehir Gölü’nü net görememiştik ama dönüşte zirveden, sabah yürüyüşe başladığımız ilk etaba kadar Beyşehir Gölü’nün muhteşem manzarasını izleyerek indik.

İnişimiz yaklaşık 3 saat sürdü. Zirveye çıkış ve dönüşte yaklaşık 22.000 civarı adım atmışız.

Dedegöl Dağı iyiki çıktık dediğim 2998 rakımlı bir zirve oldu. Aynı zamanda dağcıların deyimiyle zirve yaptığım (her ne kadar 3000 metre ve üzeri zirve kabul edilse de) ilk dağ olması hasebiyle de bende ayrı bir yer edindi.

Geziye dair diğer notlar: Bu yıl beni en heyecanlandıran faaliyet; daha önce aşağıdan izlediğim dağlara çıkarak aşağıları izlemek. Bu yönüyle benim için çok heyecan verici bir tırmanıştı. Ayrıca dağa çıkarken yol boyunca bize eşlik eden her etapta farklı çiçek türleri (Ek resimler) gezinin en güzel parçasıydı. Kıraç bölgelerde ortaya çıkan bu güzellikler insanı farklı bir yolculuğa sürüklüyordu. Ayrıca gezide şahit olunan bir diğer güzellik de yenilebilir/içilebilir nebatatın (çay otu, altın otu, kekik, mantar vs..) burada mevcut olmasıydı. Son bir tüyo; dağa tırmanışa geçmeyip de Pınargözü Mağarası’na doğru inilirse yukarıdan inip kabirlerden sola döndükten sonraki ilk çeşmenin (çeşmenin adı Cukka’nın Suyu’ymuş) harika suyundan içmenizi ve çaylarınızı bu su ile demlemenizi tavsiye ederim. Çayı gerçekten muhteşem oluyor.

Bir başka gezimizin yazısında görüşmek üzere, esen kalın. Unutmayalım ki bizi engelleyen tek şey içimizdeki prangalar. Bu prangalardan kurtulduğumuz an eskiden bahane olan şeyler fırsata dönüşür.

Teşekkür: Dağa tırmanmak, kamp yapmak gibi faaliyetler ekiple yapılabilecek ve ancak ekip ruhu olduğunda zevkli olan faaliyetlerdir. Bu heyecanı yaşatan ve güzel bir deneyim yaşamama vesile olan değerli hocalarımız Ramazan AKSOY, İzzet ERDEM ve Tunahan ERDEM’e teşekkür ederim.

 

×

Bir Şeyler Ara