YAZAR: Dr. Öğr. Üyesi Elif KAYA

İspanya gözlemlerimi 2 ya da 3 bölüm halinde sunmayı planlıyorum. İlk bölümde Barselona ve genel itibariyle İspanya’dan bahsedeceğim sizlere. Buyurun, Barselona’ya gidelim birlikte.
Barselona, Kral idaresindeki İspanya’nın Katalonya Özerk Topluluğu’na bağlı, ülkenin yaklaşık 1.6 milyon nüfusla 2. büyük şehri. Halk, İspanyol değil Katalon ağırlıklı. Anadil de Katalonca haliyle. -Bu kısım, birazdan yazacaklarımla harmanlanıp, ülke gündemine katkı sağlamayı amaçlamaktadır 🙂 –
İlk olarak şehrin mimarisine değinmek gerek, çünkü gerçekten çarpıcı derecede düzenli. “Çarpık” tek bir sokak, bina, yol görmedim. Sanırım bu yönüyle klasik bir Avrupa şehri desek, hata etmiş olmayız. Birçok sokaktan bakınca, kilometrelerle ileriyi görmek mümkün. Binalar muntazam, genellikle benzer renklerde ve şekillerde, neredeyse tüm balkonlarda rengarenk çiçekler hatta ağacımsı bitkiler.. Duvarlar ve kepenkler sokak sanatının çok çeşitli örnekleri ile dolu. Genel olarak “soğuk” olan şehre bir canlılık katmış olması sebebiyle benim çok hoşuma gitti bu resim ve grafitiler. Öte yandan Mimar Gaudi, şehri derinden etkilemiş. Devasa Sagra da Familia Katedrali ve Park Güell gibi şehrin sembollerinde Gaudi imzası yer alıyor.
Tüm bu yönleriyle mimaride keyfilik olmadığını, bilakis nizam üzere örnek bir kentleşmenin var olduğunu söyleyebiliriz.
Tabii devamında yollar da aynı nizam ile örülmüş durumda, yaklaşık 2500 km yol kat etmemize rağmen dereli tepeli, çukurlu, çamurlu yola rastlamadık. Gettoları ya da kırsal kesimi nasıldır, tam bilmiyorum ama toplamda 20 saate yakın süren şehirlerarası yolculuklarımız esnasında da aksi bir tecrübe edinmedik. Ancak yol demişken, milimetrik girişleri ve çıkışları ile ömür törpüsü olmaya aday otopark girişleri, dar şerit ve yolları, çukurlarımıza rahmet okutmadı desem yalan olur 😅 Özellikle şehiriçi 2 şeritten fazla yol pek görmedim, bizim yollar gibi gidişler ayrı dönüşler ayrı değil genelde, yani orta refüj yok pek. Ama buna rağmen bembeyaz ya da sapsarı şeritleri, bol miktarda bulunan kameraları ve böbrek sattıracak cezaları sayesinde pek kural ihlaline el vermiyor yollar. Yani Türk olarak adaptasyon biraz sıkıntılı, korna yok selektör yok levye yok kavga yok, çok zevksiz:)) Neredeyse tüm açık/kapalı otoparklar, izinli yol kenarları, otelin otoparkı dahi ücretli. Epeyce otopark ücreti ödemek durumunda kaldık haliyle.
İnsanlarını pek nazik bulduğumu söyleyemem. Biz turiste böyle mi yapıyoruz dediğimiz çok oldu😒 Çarpışınca küfreden mi dersiniz, görmezden gelen mi.. Biraz da fazlaca turistik bir şehir olması da tavırlarını etkilemiş olabilir. Buna literatürde turistik şehir yorgunluğu deniyor olabilir, denmese de bundan sonra denmeli 🙂 Bu arada para birimi Euro ve bizde 1 TL neyse, onlarda 1€ o. Dolayısıyla neredeyse her şey Türkiye’dekinin 3-4 katı (sene 1900ler tabii, şimdi 2020 güncellemesi ile Euro 8.81₺!). Yemek de dâhil! Ölürüm Türkiyem şarkısına Türk mutfağı ile ilgili bir mısra eklensin, rica ediyorum. Anlayacağınız üzere aç kaldık 🙂 Güvenilir restorant bulmak genelde zordu, yine de gezdiğimiz yerler arasında en iyi alternatifler Barselona’daydı..
Öte yandan temizlik, komi gibi işlerde istihdam edildiğini gördüğüm zenciler ve Hintler dikkatimi çekti. Avrupa deyince aklıma gelen sömürü düzeni ile örtüşen bir manzara idi benim açımdan.
Ama çok yaygın olup olmadığını bilmiyorum.
Şehri tek bir kelime ile özetlemek gerekirse, kelimem “intizam” olacaktır. Bir Avrupa klasiği olan şehir planlaması ve kent hayatına dair pek çok husus son derece muntazam. Bu yönüyle İspanya, bilhassa Barselona örnek bir şehir denebilir.
İspanya’yı benim hayallerimin orta yerine mıhlayan asıl yer, Endülüs Bölgesi. İnşaallah Endülüs için müstakil bir yazı kaleme alacağım, kalemim ve kelamımın ne kadar aciz kalacağını bile bile birkaç satır da benden dökülsün isterim o mahzun şehirler üzerine.
İlk bölüm burada bitiyor, ikinci bölümde görüşmek üzere.