YAZAR: Dr. Öğr. Üyesi Elif KAYA

Seyahat, ziyaret, gezi, tur, tatil ve hatta kongre.. Adı her ne olursa olsun, yeni yerler görmenin tadını alabildiğim ikinci bir şey daha yok. Yeni yerler ironik bir tabir oldu; kimileri Yaradan’ın kudret eserleri, kimileri kadim uygarlıkların bıraktığı hatıralar, yani nihayetinde alemde eski bende yeni yerler…
Bu seferki durağımız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti idi. 8. Sağlık ve Hastane İdaresi Kongresi’nde sözel bir bildiri sunumum vardı. Keyifli bir çalışmaydı, heyecanlı bir sunumla nihayetlendi. Kongreye dair söyleyeceklerim bundan ibaret olsun 🙂
Gelelim ‘Yavru Vatan’a. Tamam Çorum medeniyetler beşiği olabilir, ona bi itirazımız yok ama Kıbrıs’a da medeniyetler döşeği desek yanlış olmaz sanırım. Luzinyanlardan Perslere, İngilizlerden Venediklilere kadar yolu düşmeyen, fethine talip olmayan kalmamış. Konum itibariyle taşıdığı önem, Ada’nın tarih hanesini dolup taşırmış. Çok sayıda manastır bulunmakta Ada’da, bir kısmı Osmanlı Devleti zamanında camiye çevrilmiş olsa da, hala Hıristiyanların ayinlerine tanık olabileceğiniz aktif tarihi kiliselerin sayısı az değil. Bununla birlikte kaleler, saraylar, denizaltı kalıntıları gibi çok sayıda tarihi eser de Ada’nın sakinlerinden.
Tarihini bir kenara bırakmak her ne kadar zor olsa da, doğal güzelliklerine değinmeden olmaz. Saksılarda üç-beş yapraklısına aşina olduğumuz kauçuk çiçeğinin devasa ağaç formları ülkede oldukça yaygın. Koyu gölgesi şahane olan bu ağaçlardan başka en çok göze çarpan zeytin ağaçları. Adını bilmediğim çok farklı ağaçlar kadar adını bilmediğim birbirinden güzel rengarenk çiçekler de var Kıbrıs’ta. Ama biri var ki, Ada’nın ismini ondan almış olabileceği tahmin ediliyor; kına çiçeği. Kıbrıs kelimesi, İbranice adı ‘kopper’ olan ve Ada’da çokça bulunan kına çiçeğinden ya da mitolojik kaynaklara göre Aşk Tanrıçası Kypros’tan türemiş. Her iki rivayet de Ada’ya yakışıyor, iyi olan kazansın. Ada’nın en güzel ve belki de dünyadaki sayılı koylardan biri olan Altınkum (Golden Beach) da es geçilmemesi gereken doğal güzelliklerden, görmek ve yüzmek isteyenler rotayı Gazimağusa’ya çevirmeli. Kıbrıs’ın doğal güzellikleri de tarihi gibi üç-beş kelamla anlatılamayacak cinsten, şimdilik virgül koyalım.
Yemek kültürü Türkiye’ye yakın, klasik bir Akdeniz mutfağına nispetle hamurişi türleri biraz daha fazla. En meşhur et yemeği Şeftali Kebabı (şeftali’deki a kısacık okunur). Güzel bir yakıştırma gördüm bu kebap için; ‘gevşek köfte’. Kuzu iç yağına sarılıp kızartılmış gevşek ve ağır köfte dersek tasvirin hakkını vermiş oluruz. Allahkerim Restaurant, Yok Yoktur Market, Acıktım Susadım Cafe gibi orijinal dükkan isimlerini de bu bölümde anmakta fayda var.
İnsanları rahat, sakin ve nazik. Rahatlıkları yer yer sizi çıldırtabilir, o derece. Yayanın geçiş üstünlüğü olsa gerek, sırf denemek için karşı yola her meyledişimde sürücüler yol verdi. Bir iki istisna vardı, muhtemelen onlar da Türkiye’den gelen korna ustaları olsa gerek 🙂 İçlerine girmesem de, dışarıdan göründüğü kadarıyla evler oldukça küçük. Yalnızca bu veri ile fazla iddialı bir saptama olsa da, bu durum bende misafirlik ilişkilerinin az olduğu fikrini uyandırdı. O kadar küçük. Çoğunlukla beyaz boyalı ve 1-2 katlı evler. Diğer yapılar da pek farklı sayılmaz, tıp merkezleri, hastaneler, resmi kurumlar.. Hepsi ufacık. Hastaneye gelen dördüncü kişiye ‘yerimiz yok, başka zaman buyurun’ diyebilirler diye düşünmedim değil bu küçük yapılardaki rahat bünyeler. Bina filan demişken, TOKİ gelmemiş henüz oralara, şükür.
Taksiler genellikle Mercedes marka, çünkü müşterileri ekseriyetle casinolara gelen zengin kimseler. Ülkenin dört bir yanında casinolar, bahis salonları.. Lüks veya özel tüketim Türkiye’ye nispetle hissedilir ölçüde ucuz; gümrük vergisini sevelim, sevdirelim.
Provakatif olaylarla (Kanlı Noel vb.) Türklerle Rumların karşı karşıya gelmesi sonucu ağır kayıplar veren Kıbrıs’ta, siyaset toplumun ne kadar gündeminde bilmiyorum. Bu tür olayların elim bir örneğinin yaşandığı ev, müze haline getirilmiş. Barbarlık Müzesi adı ile ziyarete açılan ev, başkent Lefkoşa’da. Siyasi hususta en çok dikkatimi çeken, hiçbir KKTC bayrağının yalnız olmaması, haberlerinde Türkiye siyasetinin de en az KKTC siyaseti kadar yer tutması. Yani, siyasi olarak tam bir yavru vatan…
Yediğin içtiğini senin olsun, gördüklerini anlat derler bizim oralarda. Anlatmakla olmaz ama belki yaşamak isteyenlere fikir verir, teşvik olur kabilinden kısaca ‘Kıbrıs böyle’ demek istedim.. Umarım yavru vatan, minicik de olsa şekillenmiştir okuyanlarda..